|
Duygusal Zeka Neden Önemli?
Lütfü
Özdemir
/ Psikolojik Danışman
Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi
lutfu@uludag.edu.tr
Ahmet o gün çok mutlu idi, çünkü sınıfında ilk okumayı öğrenen kişi
olarak kırmızı kurdeleyi hak etmişti. Kurdele sınıfta düzenlenen
törenle Ahmet’e takıldı. Törenden sonra Ahmet büyük bir gururla
koridorda dolaşıyordu. Derken Ali yanına geldi.
Ali: Ahmet seni tebrik ederim kurdelen çok güzel görünüyor bakabilir
miyim?
Ahmet : Hayır olmaz, dokunma ona. Onu çok çalışarak kazandım. Sen de
çalış senin de olsun !
Ali üzülmüştü, Ahmet’in bu davranışına ama olsun dedi içinden bende
çalışır kurdeleyi hak ederim. O zaman kendi kurdeleme bakarım.
Bu arada size Ahmet ve Ali’nin sınıftaki arkadaş ilişkileri ile
ilgili bilgi vermedim sahi değimli ? Unuttuğumu sanıyorsanız
yanılıyorsunuz. Neden vermediğimi soracak olursanız anlatayım; Ahmet
sınıfının en başarılı öğrencisi olmasına karşın arkadaşları tarafından
pek sevilmez. Arkadaşları ile pek vakit geçirmez, genelde evde ders
çalışır ve bilgisayarındaki oyunlarla oynar ? ( Eğer bazı okuyucular
burada :Aaa Ahmet aynen benim çocuğum gibi diyorsanız. Bu yazıyı
okumanızı özellikle sizin için şiddetle tavsiye ederim )
Ali ise Ahmet kadar başarılı değildir ama onun da kurdele almasına çok
az bir zaman kalmıştır. Ali, Ahmet’in aksine sınıftaki en sevilen
öğrencidir. Bütün maçları o organize eder. Sınıf takımının kaptanıdır.
Ahmet’in dersleri daha iyi olduğu için hep o birincilik kürsüsündedir.
Ali ise ilk beş içerisindedir. Yani Ali ile Ahmet’i değerlendirenler;
arkadaşları ile olan ilişkilerine bakmazlar sadece ders notlarına
bakıp sıralarlar. ( Size bu bakış bir yerlerden tanıdık geliyor mu ? )
Bu nedenle bende ilk başta notlarını söyledim arkadaş ilişkilerini
sona bıraktım.
Yıllar geçer Ahmet liseyi birincilikle bitirir. Bununla birlikte bir
çok bilgisayar oyununda da ustalaşır. Türkiye’nin en iyi
üniversitelerinin birinde bilgisayar mühendisliği bölümünü kazanır.
Bilgisayar mühendisliği bölümünü de bitirip büyük bir firmada iyi bir
maaşla iş bulur ve çalışmaya başlar. Genelde ekip çalışmalarını sevmez
,bireysel projelerde görev almak ister. Güzel projelere imza atar.
Aynı odada birlikte çalıştıkları Ayşe ile evlenir. Hayatları evden
işe, işten eve bir tekdüzelikle geçer. Çalıştığı şirket yetkilileri
Ahmet’in çalışmalarından memnundur fakat ekip ,çalışması ,iletişim
gibi konularda ki eksikliklerinden dolayı onu terfi ettirmezler hep
Ar-ge bölümünde kalır. İş arkadaşları ile pek konuşmaz. (bu arada hala
yeni çıkan bilgisayar oyunlarını çok kısa sürede bitirebilmektedir.
Ahmet’in yılları geçerken Ali’nin de yılları aynı zamanda geçer ama
aralarında fark vardır. Ali’de liseyi iyi bir dereceyle bitirir. İyi
bir üniversitenin bilgisayar bölümünü kazanır. Okuldan mezun olduktan
sonra önce bir firmada birkaç yıl çalışır. Çalıştığı firmada projeleri
o koordine eder. Başarılı ekip çalışmaları yapar. Şirket yetkilileri
tarafından iletişim becerisi,ekip çalışma becerisi gibi yetilerinden
dolayı şirket müdürlüğü teklifi alır fakat o kabul etmez ve kendi
şirketini kurar. Başkanlığını yaptığı sivil toplum kuruluşunda
tanıştığı Halkla ilişkiler sorumlusu Ayla ile evlenir. Bir taraftan
yeni mühendisler işe alır diğer taraftan sivil toplum kuruluşunda
etkinlikler düzenler. Bu yıl piyasaya sürdükleri son yazılım çok
tutmuştur. ABD’den bir firmadan teklif alırlar.
Tabi ki çocuklarımızın hepsi Ahmet ya da Ali gibi değiller ama ben
yıllardır hep 144 ün karekökünü bir çırpıda söyleyen ama arkadaşları
ile iyi geçinemeyen öğrencilerin başarılı sayılmasından dolayı böyle
bir hikaye anlattım. Belki hikaye bazılarınıza göre abartılı gelebilir
bazılarınız, hikayede ki kahramanlarda kendilerini/çocuklarını
bulacaklardır. Eğitim sistemimizde hep 2+2 = 4 doğru cevabı aranır ama
gerçek hayat/iş yaşamı öğrencilerden 2+2=4 ten daha fazlasını ister.
Peki nerde yanlış yaptık ? Öğrencilerimiz( ve tabi biz de ) 2+2 ‘nin 4
olduğunu bir çırpıda söyleyebildiğimiz halde neden hala iletişim
problemleri yaşıyoruz ? Oysa öğretmenlerimizin verdiği ödevleri günü
gününe yapmıştık. Acaba öğretmenlerimizin vermediği ödevleri de mi
yapmamız gerekirdi? İlkokulda küme çalışmaları vb gibi grup
etkinlikleri yapılsa da;
1. Kendini tanımak
2. Duygularını idare edebilmek
3. Kendini harekete geçirebilmek
4. Başkalarının duygularını anlamak
5. İlişkileri yürütebilmek gibi yetiler üzerinde durulmamaktadır.
Duygusal zekanın alt başlıkları olan bu yetiler programlı bir şekilde
öğretilmediği için sadece 2+2=4 diyen öğrenciler( ve dahi bizler)
gerçek hayatta çeşitli problemlerle karşılaşıyor.
Şimdilerde insan kaynakları şirketleri çeşitli testlerle iş
başvurusunda bulunan kişilerin duygusal zeka düzeylerini ölçüp ona
göre işe alıyorlar. Bir çok büyük şirket artık ekip çalışmasının
önemini kavradı ve bütün elamanlarının duygusal zeka düzeylerinin
yüksek olmasını istiyor. Eskiden insanlar IQ seviyelerine göre
sınıflandırılırlardı ama artık sadece IQ değil bunun yanında duygusal
zekanın (EQ) da çok önemli olduğunu anlayıp ona göre
sınıflandırılıyorlar.
Hatta bir çok şirket çalışanlarına iletişim becerisi, etkili ekip
çalışması, etkili liderlik vb gibi duygusal zekanın alt dalları
sayılabilecek konularda eğitimler vermektedirler.
Bütün hayatımız boyunca kullanacağımız yetileri ilkokul yıllarında
öğrenmememiz çok acı bir durum olsa da en azından bundan sonraki
yıllarımız için kendimizi /çocuklarımızı geliştirmeye çalışırız. Ne de
olsa zararın neresinden dönersek kardır.
Not: Eeee! güzel hikaye anlatıyorsun ama ben duygusal zekayı tam
olarak anlamadım! diyor bazıları okurken. Evet bende tam olarak
anlatmadım zaten J Bir sonraki yazıda duygusal zekayı daha ayrıntılı
işlemeye çalışacağım bu yazı sadece giriş niteliğindeydi şimdilik
hoşça kalın.
KAYNAK :
PERSONAL
EXCELLENCE,MAYIS 2002
|