|
EĞİTİMDE
DUYGUSAL ZEKA
EĞİTİM
ANLAYIŞIMIZ VE DUYGUSAL OKURYAZARLIK
Dr. Seden TUYAN
seden@duygusalzeka.net
Bir toplumun çağdaş uygarlık düzeyine yükselmesi ve bir bilim toplumu
haline gelebilmesi kuşkusuz ki onu meydana getiren bireylerin aldığı
eğitimle doğru orantılıdır. İlk eğitim doğumla birlikte ailede başlar.
Doğal olarak her anne-baba ya da bu görevi üstlenen kişi kendisi için
en doğru olanı uygulayarak dünyaya yeni gelmiş olan bu yeni bireyi
topluma kazandırmaya çalışır. Ancak insanlar farklı farklıdır ve
herkesin kendi adına yaşadığı hayat senaryosu değişik gelişir. Hayat
akarken yetişkinlerin yaşadığı gündelik sorunlar istemeden de olsa
çocuklara yansır ve bu olumsuzluklar onların yeni oluşmakta olan
kişiliklerini değişik boyutlarda etkileyebilir. Bu bakımdan çocuğa
ailede verilen eğitimin kalitesi büyük önem taşır.
Eğitimde aileden sonra gelen durak okuldur. Okul temel olarak
insanların entelektüel kapasitesini geliştirdiği yerdir ve bu yerde
insan zekasının gelişim evrelerine uygun olarak öğrencilerin
düzeylerine uygun bilgilerle donatılması beklenir. Gerek ilköğretim
okullarında, gerekse liselerde öncelikle hedeflenen budur. Her çocuk
bu okullardan aynı başarıyla mezun olamaz. Ülkemizde liseden sonra
istediği üniversiteye girmeyi başararak eğitimini tamamlayabilen
gençlerin sayısı oldukça düşüktür. Sorun bununla da bitmez, çünkü iyi
bir iş sahibi olmanın ve o işte başarılı olmanın koşulları vardır.
Dahası, yapılan araştırmalar üniversiteyi başarıyla bitiren her
öğrencinin hayatta aynı başarıyı gösteremediğini ve mutlu olamadığını
ispatlamıştır. Bu bakımdan okulda verilen eğitimin sadece bilgi
yüklemeye dayalı olması hayat koşullarına bakıldığında hiç de yeterli
olmadığı görülebilir. Okullarımızın çocuklara:
* hedef belirlemek,
* çeşitli sorunlara değişik çözümler getirmek,
* doğru zamanlarda doğru kararlar verebilmek,
* yaratıcı düşünmek gibi hayati önem taşıyan becerilerin de
kazandırabilmesi -özellikle günümüz şartlarında- çok gereklidir.
Özellikle de ailesinden yeterli eğitim alamadığını düşündüğümüz
çocukları göz önünde bulunduracak olursak müfredatımıza: “sevmek,
sevilmek, değer vermek, değer görmek, paylaşmak” gibi ekmek-su kadar
temel gelişim ihtiyaçlarını da dahil etmemiz gerekecektir. Bunu
hissedebilmenin en iyi yolu belki de eğitimciler olarak bütün
öğrencileri kendi öz çocuklarımız gibi düşünebilmektir. Ancak bunu
yapabildiğimizde onların bir bütün olarak -biz vermezsek- nelerden
yoksun kalabileceklerini algılayabiliriz. Bu bağlamda, sınıfa giren
bir öğretmenin sadece alan bilgisinin iyi olmasının yeterli olmayacağı
ortadadır. Öğretmen, alan bilgisini doğru kanallardan, doğru
yöntemlerle aktarırken, sevgisini ve insani değerlerini de katması
gerektiği yadsınamaz.
Öğrenmenin duygusal temellere dayandığı fikri yeni değildir, milattan
önce Platona kadar dayanır. Son yıllarda fark edilen gerçek şudur ki
bilişsel, duygusal ve sosyal benliklerimiz birbirlerine sıkı sıkıya
bağlıdır. Öyle ki duygularımız düşüncelerimizi önemli ölçüde
etkilerken, davranışlarımız duygularımızdan ayrı düşünülemez (Freedman
et al., 1997/1998). Son yıllarda yapılan birçok araştırma, bilişsel
yeteneklerin kişinin hayattaki başarısında tamamen etkili olmadığını
ortaya koymuştur. Örneğin, Goleman (1995) bilişsel yetenekleri
simgeleyen akademik zekası (IQ) yüksek kişilerin yaşamın üstesinden o
kadar da iyi gelemediğini, buna karşılık vasat IQ’ lü kişilerin
şaşırtıcı derecede yaşamda başarılı olmasında hangi etkenlerin rol
oynadığı sorusuna cevap aramıştır.
Çözüm:Duygusal Zeka ve Duygusal Okuryazarlık
“Duygusal okur-yazarlık” temel olarak hem kendi hislerimizi hem de
iletişim halinde bulunduğumuz diğer insanların hislerini tanıyabilme,
anlayabilme ve yönetebilme yetkinliklerine sahip olmaktır. Bu
yetkinlikler IQ (akademik zeka) ile ölçülen salt bilişsel
yeteneklerden farklıdır ancak onu tamamlar. Bu tanım aslında
Goleman’ın 1995 yılında çıkardığı “Duygusal Zeka” adlı kitabında
değindiği duygusal zekayla ilgili kavramsal açıklamaların bir
uzantısıdır. Dolayısıyla duygusal okuryazarlığın gereklerini daha iyi
anlayabilmek için bu kavramsal açıklamaları gözden geçirmek gerekir.
Goleman’a göre “duygusal zeka” “kişisel” ve “sosyal” olmak üzere iki
asıl yetkinlikten meydana gelir (Gowing, 2001, s. 120-122; Baltaş,
1999).
Kişisel Yetkinlikler
1. Kendiyle ilgili
farkındalık: Kişinin, kendi iç dünyasını tanıması,
tercihlerini yapabilmesi, sahip olduğu gücün ve kaynakların farkında
olması,
* Duygusal Farkındalık: Kişinin, kendi duygularını tanıması ve bu
duyguların doğurduğu sonuçları fark etmesi.
* Doğru şekilde kendini değerlendirmek: Kişinin, kendi güçlü ve zayıf
yanlarını bilmesi ve buna göre kendi duygusal sınırlarını
belirleyebilmesi.
* Özgüven: Kişinin, kendisi ve sahip olduğu yetkinlikleriyle ilgili
olarak değerli olduğuna inanması.
2. Kendini yönetme:
Kişinin, kendi iç dünyasını, sahip olduğu dürtüleri, ve elinde bulunan
kaynakları yönetebilmesi.
* Kendini kontrol edebilmek: Kişinin, içinden gelen duyguları,
dürtüleri kontrol edebilmesi.
* Güvenilirlik: Kişisel bütünlük sahibi, hem kendine hem de
başkalarına karşı her anlamda dürüst olmak.
* Kişisel bilinç sahibi olmak: Kişinin, her türlü davranışının
sorumluluğunu yüklenebilmesi.
* Uyum kabiliyeti: Kişinin, hayatına giren değişikliklere ve
beklenmedik durumlara gerekli esnekliği göstererek uyum
sağlayabilmesi.
* Yeniliklere açık olmak: Kişinin yeni fikirlere, yaklaşımlara ve
bilgilere açık olması, bunlardan rahatsızlık duymaması.
3. Motivasyon:
Kişinin amaçlarına ulaşabilmek için duygularını yönlendirebilmesi.
* Başarıya yönelme: Kişinin, mükemmellik düzeyine ulaşabilmek için
sürekli gelişim çabası içinde olması.
* Göreve bağlılık: Kişinin, içinde bulunduğu ekibin veya işletmenin
hedefleriyle uyum içinde olması.
* Girişimcilik: Kişinin, karşısına çıkan fırsatların farkında olması
ve bu fırsatları değerlendirebilmek için hazır hissetmesi.
* İyimserlik: Kişinin, karşılaştığı zorluklara ve engellere rağmen
hedeflerine doğru yönelmekte kararlı ve ısrarcı olması.
Sosyal Yetkinlikler
1. Empati:
Kişinin, etrafındaki diğer insanların duygularını, ihtiyaçlarını ve
kaygılarını anlayabilmesi, bu anlayışla yaşaması.
* Diğer insanları anlamak: Kişinin, diğer insanların duygularının ve
bakış açılarının farkında olması, onların kaygılarıyla samimi bir
şekilde (yargılamadan ve savunmaya geçmeden) ilgilenmesi
* Diğer insanları geliştirmek: Kişinin, birlikte yaşadığı insanların
gelişmekle ilgili ihtiyaçlarını fark ederek onları becerileri
doğrultusunda geliştirmesi
* Hizmete yönelmek: Kişinin, etrafındaki diğer insanların çeşitli
ihtiyaçlarını önceden tahmin edebilmesi, bu tür ihtiyaçların olduğunu
fark edebilmesi ve gerektiğinde severek bunları
karşılayabilmesi.
* Farklılıklarla etkili bir şekilde başa çıkabilmek: Kişinin,
etrafındaki farklı kişilerden kaynaklanan değişik sorunları gelişmeye
ve değişmeye yönelik birer fırsat olarak değerlendirebilmesi, ve bu
fırsatlardan etkili bir şekilde yararlanabilmesi, bunları
geliştirebilmesi.
* Politik farkındalık geliştirmek: Kişinin, herhangi bir topluluktaki
duygusal yönlenmeleri ve güç dağılımını çözümleyerek
değerlendirebilmesi.
2. Sosyal Beceriler:
Kişinin, başka insanların tepkilerini kendi istediği doğrultuda
yönlendirebilmesi.
* Etkili olma: Kişinin, karşısındakileri istediği doğrultuda ikna
edebilmek için etkili yöntemler geliştirebilmesi.
* İletişim: Kişinin, karşıdaki kişiyi etkili bir şekilde dinlemesi ve
onu ikna edebilmek için mesajın olduğu kadar üslubun da önemli
olduğunun farkında olması.
* Sorun yönetimi: Kişinin, çeşitli sorular karşısında uzlaşarak çözüme
yönelmesi.
* Liderlik: Kişinin, başka insanlara ilham vermesi ve onları
yönlendirmesi.
* Değişim Yönetimi: Kişinin, değişim sürecini başlatabilmesi ve bu
süreci yönetebilmesi.
* İlişki Kurmak: Kişinin, anlamlı ve doyumlu ilişkiler kurabilmesi.
* İşbirliği: Kişinin, başka insanlarla ortak amaçlar doğrultusunda
çalışabilmesi.
* Ekip Çalışmasına Yatkın Olmak: Kişinin, bir grupla birlikte ortak
amaçlar doğrultusunda sinerji yaratacak bir çalışmaya girebilmesi.
Goleman’ın sıraladığı bu beceri ve yetkinlikler her yaş ve meslek
gurubundan insana, özellikle anne-babalara, eğitimcilere ve
öğrencilere hayat başarısı bakımından ışık tutacak niteliktedir.
Özellikle eğitim alanında duygusal zekanın varlığı ve bu farkındalığın
sağlayabileceği avantajlarla ilgili olarak gözden geçirilmesi gereken
çok şey var. Bunlardan en önemli ve en çok dikkat edilmesi gereken
nokta çocuklarımızın duygusal hayatını ihmal ve göz ardı etmememiz.
Duygularımız değil midir bizim gerçekte kim olduğumuzu hissettiren,
kendimizi savunduran, sevdiklerimize bağlayan, aşkı yaşatan,
hüzünlendiren veya delicesine bir hırsla hedefimize yönelmemizi
sağlayan? Okullarda okutulan dersler sadece konuyla ilgili içeriği
vermeye yönelik olup, duygusal içerikten yoksun ise öğrencilere hitap
edemez ve dolayısıyla öğrenciler için itici bir hal alır. Öğretmenler
her ne olursa olsun derslere duyguları katmak, teori ve uygulamayı bir
arada, bağlantılı bir şekilde vermek, doğru sorular sorarak verdikleri
bilgileri çocuklar için kalıcı bir hale getirebilmek
sorumluluğundadır. Bu arada konu bilgisini alırken, öğrenciler
grup/eşli çalışma gibi aktivitelerle iletişim yeteneklerini
geliştirebilir ve bu tarz grupsal projelerle özgüvenlerini
artırabilir, dinlemek, başkalarının fikirlerine değer vermek, seçim
yapmak, sorunların üstesinden gelmek, plan yapmak ve buna benzer bir
çok becerileri kazanma şansına sahip olabilirler. Bunun yanı sıra
duygusal okuryazarlığını geliştirebilmiş bir öğretmen herhangi bir
disiplin sorunu veya davranış bozukluğu karşısında gerekli duyguları
masaya yatırarak, öğrencilerinin bu tür davranışlarının hangi tür
duygulardan kaynaklandığını görmelerini sağlayabilecektir.
KAYNAK:
PERSONAL EXCELLENCE ŞUBAT 2004 |