|
Eğitimde yeni bir
yaklaşım:
Çoklu Zeka
Kuramı
Dr. İsmail çakır* /
ismcakir@yahoo.com
Her
öğrenci zeka yapısı ve öğrenme yöntemi açısından diğerinden farklıdır.
Kimi sadece dinlemekle; kimi öğrenme sürecinin içinde yer almakla;
kimi de araştırıp, düşünüp çözümlemek gibi farklı
yöntemlerle anlar.
Eğitim sistemimizde
yıllardan beri uygulanmakta olan geleneksel eğitim öğretim yöntemleri,
kullanılan ders araç ve gereçlerinin yetersizliği veya
güncellenememesi, öğretmen öğrenci ilişkileri, okulların ekonomik ve
fiziki yapıları gibi konular eğitim konusunda arzu edilen yerde
olmadığımızı göstermektedir. Öğrencileri ezberden uzak tutmak,
sorunları çözerken düşünüp analiz edebilme ve sahip oldukları
potansiyelleri olabildiğince öğrenme sürecinde kullanabilme yetilerini
kazandırabilmek ulaşılması gereken en önemli hedef olmalıdır. Bunun
yanı sıra, her bir öğrencinin farklı bir zeka yapısına sahip olduğu
gerçeğini göz önünde bulundurmak üzerinde durulması gereken diğer
önemli konudur. Günümüz eğitim sisteminde global bir anlayış olarak
benimsenen bu gerçek şunu göstermektedir ki her öğrenci zeka yapısı ve
öğrenme yöntemi açısından diğerinden farklıdır. Kimi sadece
dinlemekle; kimi öğrenme sürecinin içinde yer almakla; kimi de
araştırıp, düşünüp çözümlemek gibi farklı yöntemlerle anlar. Burada
karşımıza çıkan öğrencilerde varolan bu algılama çeşitliliğinin
öğrencinin zeki olduğunu belirlemede bir gösterge olmamasıdır.
Eğitim-öğretim sürecinde yapılması gereken, varolan bu potansiyelden
olabildiğince yararlanabilmektir.
Bir öğrencinin ne kadar
zeki olduğunu belirten tek göstergenin matematik sorularına verdiği
cevapların doğruluğu oranında olması, gerek ebeveynlerin gerekse çoğu
eğitimcinin içine düştüğü yanılgılardan bir tanesidir. Bu yanılgıyı
destekleyen en önemli etken belki de 1980’li yılların başına kadar
kabul gören ve insanların zeka seviyesini ölçtüğüne inanılan IQ (Intelligence
Quotient) testinin varlığıdır. Daha sonraki araştırmalar
aslında bu testin sadece Matematiksel-Mantıksal (Mathematical-Logical)
ve Sözel-Dilsel (Verbal-Linguistic) becerilerin ölçülebildiği bir
yöntem olduğunu ortaya çıkarmıştır. Günümüzde IQ testinden yüksek
puanlar alıp da sosyal yaşamda başarısız olan veya zeki olanların
bulunması beklenen yerlerde bulunmayan bir çok insanla karşılaşmak
mümkündür. Amerikalı bir nöro-psikolog olan Howard Gardner’in
bireylerin zeka yapılarını tek bir zeka testiyle belirlemenin doğru
olmadığı, aslında her insanın birden fazla zekaya sahip olabileceği
kuramını ileri sürmesiyle IQ testinin geçerliliğini yitirdiğini
görmekteyiz. Çoklu Zeka Kuramı (Multiple Intelligences Theory) adı
verilen bu yeni kurama göre birden fazla zekanın varlığı nedeniyle her
bireyde bir diğerinden farklı zeka olabilir. ‘Frames of Mind’ adlı
kitabında bunu ayrıntılarıyla ele almış ve insanda en az yedi ayrı
zeka türü olabileceği ve bu sayının da artabileceğini belirtmiştir.
İşte Çoklu Zeka Kuramı’nın Dr. Howard Gardner tarafından ortaya
atılmasından bu yana bu kuram gelişmiş ülkelerde eğitimin değişik
aşamalarında oldukça büyük bir kabul görmüş, öğretmenler tarafından
derslerde uygulanmaya başlanmıştır.
Farkında olmadığımız zekamız
Bir Nöro-Psikolog olan
Prof. Haward Gardner zeka kavramının bilinenden farklı olduğunu
belirterek yeni bir tanım getirmiştir. Gardner’a göre zeka, içinde
yaşanılan toplumda faydalı bir şeyler yapabilme kapasitesidir (1993);
her insanda kendine özgü bulunan yetenek ve beceriler bütünüdür; kişi
bu becerisini bulunduğu ortama, mekana, zamana göre geliştirir. Her
birey sahip olduğu zekalarla birlikte farklı bir öğrenme, problem
çözme ve iletişim kurma yöntemine sahiptir. Gardner’in tanımladığı
toplam sekiz temel zeka türü olmasına karşın her geçen gün yenileri de
bu listeye eklenmektedir. Özellikle bu kuram ilk ortaya atıldığında
yedi zeka türünden bahsediliyordu; ancak 1995’te Doğa Zekası (Naturalist
Intelligence) ve 2001’den sonra da Ruhsal Zeka (Spiritual Intelligence)’nın
da yaygın olarak kullanıldığını görmekteyiz. Bu çalışmada sekiz temel
zeka türünden bahsedilecektir.
a)
Sözel-Dilsel Zeka (Verbal-Linguistic Intelligence): Dili düzgün
kullanabilme, güzel okuyup konuşabilme, kelimelerle düşünüp karmaşık
cümleleri anlayabilme becerisidir. Özellikle ilköğretimde bu tür
zekaya yönelik yapılacak her türlü etkinlik öğrencilerin ilgili dersin
amacına ulaşmasını kolaylaştıracaktır.
b)
Mantıksal-Matematiksel Zeka (Logical-Mathematical Intelligence):
Soyut kavramları anlama, problemleri mantık ve akıl yürüterek çözme,
grafik, şema ve şekillerle çalışmaktan hoşlanma, karmaşık ilişkileri
çözebilme becerisidir. Bu tür zekaya sahip olan bireyler sorular
sorarak sonuca ulaşmaktan hoşlanırlar.
c)
Görsel-Mekansal Zeka (Visual-Spatial Intelligence): Etraftaki
resimleri, imgeleri,
şekilleri algılama ve bunlarla düşünüp muhakeme edebilme becerisidir.
Özellikle resimler yardımıyla dersin sunulması amaca ulaşmada oldukça
yararlı olmaktadır.
d)
Müziksel-Ritmik Zeka (Musical Intelligence): Müzikle düşünme,
müzikle ilgili kavramları anlamak, dinlemek, yorumlamak, kolayca
akılda tutmak, yeni sesler üretmek, müzik aletlerini kullanabilme
becerisidir.
e)
Bedensel-Kinestetik Zeka (Bodily-Kinesthetic Intelligence):
Problem çözmede veya yeni bir şey meydana getirmede bütün vücudu veya
vücudun parçalarını kullanabilme becerisidir. Konuşurken hareket
etmek, duygularını ifade ederken vücut dilini kullanmak, bir oyunda
rol almak, bir şeyler bozup yapmak bu tür zekaya sahip olanlar için
çok önemlidir.
f)
Kişilerarası-Sosyal Zeka (İnterpersonal Intelligence):
İnsanlarla birlikte nasıl çalışması, yaşanması ve karşı tarafla nasıl
iletişim kurulması gerektiğini anlama becerisidir. Liderlik yapmak,
insanları ikna edebilmek, geniş bir arkadaş grubuna sahip olmak,
dinlemesini ve konuşmasını sevmek gibi özellikler bu zeka türüne sahip
olan insanlarda bulunur.
g)
Kişisel-İçsel Zeka (Intrapersonal Intelligence): Bireyin kendi
iç dünyasını, duygu yapısını, düşüncelerini tanıyıp bununla kontrollü
bir şekilde yaşama becerisidir. Yalnız kalmak, yaptığı işlerin olumlu
ya da olumsuz değerlendirmesini yapıp bunlardan ders çıkarmak,
bağımsız olmak gibi özellikler bu tür zeka yapısına sahip olan
kişilerde baskın olarak bulunur.
h)
Doğa Zekası (Naturalist Intelligence): Doğayı ve doğada bulunan
bitki, hayvan ve diğer varlıkları inceleme, gözlemleme ve bunlara ilgi
duyma becerisidir.
Bütün bunların aslında
her insanda varolabileceği olgusu Gardner’in ısrarla üzerinde durduğu
önemli noktalardan birisidir. Gardner ayrıca her insanın yoğun olarak
kullandığı bir zekasının olduğunu, bunun da diğerlerini baskıladığını
ileri sürmektedir. Öte yandan bütün zekalar dinamiktir ve her an
gelişmeye ve değişime hazırdır. Özellikle de, kültür, kalıtım,
inançlar, içinde bulunduğu sosyal çevre ve kişisel özellikler zekanın
gelişmesinde önemli etkenlerdendir. Burada bahsedilen zeka ile ilgili
gerçekleri sınıf ortamına indirgediğimizde öğrencilerin de farklı zeka
yapılarına sahip olduklarını; her birinin ayrı yöntem veya yöntemlerle
öğrenmeyi kolaylaştırdığını veya hızlandırdığını; bir öğrenci için
geçerli olan etkinliğin bir başkası için bir anlam ifade etmediğini
genel olarak bütün öğretmenler gözlemleyebilmektedir. Yapılan bir
araştırmada (Çakır, 2003) ilköğretim 6’ncı sınıf öğrencilerinin farklı
öğrenme biçimlerine sahip oldukları görülmektedir. 189 öğrenciye
İngilizce’yi nasıl öğrenmekten hoşlandıkları sorulduğunda verilen
cevapların 15’i şarkılar söyleyerek, 20’si anlatılan konuyla ilgili
somut nesneleri görerek, 4’ü oyunlar oynayarak, 51’ i grup çalışması
yaparak, 60’ı proje çalışması yaparak, 90’ı da bütün bunların hepsini
kullanarak daha kolay ve zevkli öğrenebileceklerini belirtmişlerdir.
Bu soru öğrencilerde baskın olan zeka türü konusunda ders öğretmenine
bir ipucu vermektedir. Öğrenciler arasında zeka yönünden farklılıklar
olabileceği ve bunların da dikkate alınması gerektiği ise burada
açıkça görülmektedir.
Eğitimde Çoklu Zeka Kuramı
İlköğretim
öğrencilerinin yaşları göz önünde bulundurulduğunda çocuk olarak kabul
edilmeleri nedeniyle sınıf içi etkinliklerin uygulanması, ders araç ve
gereçlerinin seçilmesi ve buna benzer konularda yapılacak
hazırlıklarda ilgili ders öğretmeninin çok dikkatli olması
gerekmektedir. Özellikle bu dersin İngilizce olduğunu varsayarsak bu
özen bir kat daha artacaktır. Başka bir deyişle yabancı dil olarak
İngilizce dersinin ilköğretimin ilk kademesinde 4. sınıftan itibaren
müfredatta yer alması ve öğrencilerin de çocuk olması ilgili ders
öğretmeni için bir çok konuda zorluk çıkarmaktadır. Çocuklara yabancı
dil öğretmenin yetişkinlerle aynı olmadığı çocuk olmalarından
kaynaklanan sorunlar olduğu bunun da öğretmen açısından kolay olmadığı
bilinen bir gerçektir. Phillips’e (2001:4) göre, 8-9 yaşındaki bir
çocuğa sorulan bir soruyu 11-12 yaşındaki bir öğrenci çocukça bulduğu
için cevaplamayabilir. Bu durumda öğretmenin öğrenciler arasındaki yaş
farklarından kaynaklanan öğrenmeyi engelleyici veya kolaylaştırıcı
özellikleri göz önünde bulundurup ders araç ve gereçlerinin seçimi ve
öğretim yöntemlerinin belirlenmesinde dikkatli olması gerekmektedir.
Öğretmen zeka türlerini belirlemeli
Bütün bunların dışında
ve hepsinden de önemli olan konu, öğretmen öğrenci iletişiminin
sağlıklı olabilmesi için öğrencilerin zeka türlerinin belirlenmesidir.
Bu belirlemenin amacı öğretmenin öğrenciye yaklaşımını, ders araç ve
gereçlerinin seçimini ve derslerde kullanılan yöntemlerin saptanmasını
sağlamaktır. İlgili dersin anlaşılmasını kolaylaştırıcı etkinlikler
geliştirmek için ders öğretmeninin öğrencilerinin genel zeka türleri
konusunda ön bilgiye sahip olması hem öğrenciler hem de öğretmen
açısından önemlidir. Bazı uzmanlara göre Çoklu Zeka Kuramı’nın 7-11
yaş arasında daha rahat kullanılabileceği ve öğrenciler için de
yararlı olabileceği düşüncesinden yola çıkarak bu kurama dayalı
etkinliklere oldukça çok yer verilmelidir. Yıllardır süregelen tekdüze
eğitimden kurtulup öğrenciyi araştırmaya, düşünmeye ve sorunları
çözebilmeye sevk eden neden-sonuç ilişkisini kurabilen bir eğitimin
daha verimli olacağı da unutulmamalıdır. Zaten tek tip bir yöntemle
yapılan bir eğitimin uzun dönemli hafızada (long-term memory) yer
alamadığı bilinen bir gerçektir. Öğrencilerin neyi ne kadar akılda
tutabildiklerini Rief (1993:53) şöyle açıklamaktadır. “Öğrenciler
okuduklarının % 10’unu, işittiklerinin % 20’sini, gördüklerinin
%30’unu, görüp işittiklerinin % 50’sini, söylediklerinin % 70’ini,
söyleyip yaptıklarının % 90’ını akıllarında tutabilmektedirler.”
Görüldüğü gibi Dilsel Zeka veya Görsel Zeka tek başına öğrenmeyi
kolaylaştırıcı bir özelliğe sahip değildir. İki ve üzeri zeka
türlerinin birleşimiyle meydana gelecek bir öğrenme ortamı öğrenci
için daha kalıcı olacaktır.
Her ne kadar bu yaş
grubundaki öğrencilerde baskın olarak bulunan zeka türleri sırasıyla;
Görsel-Mekansal, Bedensel-Kinestetik, Dilsel-Sözel, Musiksel,
Kişilerarası-Sosyal zekalar olarak kabul edilse de bunu genellemek her
zaman doğru sonuçlar vermeyebilir. Bu gerçekten yola çıkarak öğrenci
profillerinin çıkarılıp her öğrencinin ne tür zeka yapısına sahip
olduğunun belirlenmesi, bu kuramın tam olarak uygulanabilmesinin temel
taşıdır. Her öğrencinin kendine özgü bir zeka yapısı olduğunu hesaba
katarak bir öğrenciye zor gelen bir konuyu anlatırken onun sahip
olduğu yeteneğinin farkında olunması ve bunun bir araç olarak
kullanılıp öğrenciye yararlı hale getirilmesi sağlanabilir. Daha açık
bir ifadeyle, görsel veya sözel yöntemlerle anlatılan bir dilbilgisi
kuralının müzik zekasına sahip olan bir veya birkaç öğrenci için
sıkıcı ve anlaşılmaz gelmesi normal olabilir. Bu konuları melodiler
oluşturarak, kuralı beste haline getirerek, “rap” adı verilen
tonlamalarla öğretme yolunu seçmek o öğrenciler için daha kolay ve
anlaşılır hale gelmesini sağlayabilir. Bunları yaparken sadece
öğretmen kendisi değil sınıftaki diğer öğrencilerden de
faydalanabilir. Öğrencinin öğrenme sürecinde olabildiğince yer alması
ve bu sürece katkı sağlaması pedagojik açıdan yadsınamaz bir
gerçektir.
İlköğretimdeki
öğrencilerin ister yabancı dil, isterse matematik dersi olsun, ders
anlatırken kullanılan yardımcı ders araç ve gereçlerini dokunup
hissederek öğrenmekten büyük zevk aldıkları bilinen bir gerçektir. Bu
yüzden de bu tür yardımcı ders araç ve gereçleri sayesinde öğrenciler
Bedensel-Kinestetik zekalarını Dilsel-Sözel ve Görsel-Mekansal
zekalarıyla birleştirerek kullanma fırsatı bulurlar. Öğrenciyi
araştırmaya yönlendirecek ödevler, araştırmalar, projeler vermek,
takım çalışmasına özendirmek, oyunlar oynamak, resimler yapmak, şarkı
söylemek gibi etkinlikler öğrencilerin farklı zekalarının gelişmesine
katkıda bulunacaktır.
İlköğretimde Çoklu Zeka Kuramı’ndan faydalanmak
Her öğrencinin sınıf
içerisinde farklı bir öğrenme yöntemi ve bu yöntemi kullanırken sahip
olduğu bir veya birkaç zekası vardır. Çoklu Zeka Kuramı’nın ilkelerini
göz önünde bulundurduğumuzda hiçbir öğrenci tembel değildir. Her
öğrencide mutlaka baskın olan bir zeka yapısı vardır. Varolan bu
zekanın ortaya çıkarılıp öğrenmeyi kolaylaştırmada etkin rol almasının
sağlanması, öğretmenin üzerinde durması gereken bir konudur. Aksi
taktirde bir veya iki öğrenme yöntemine dayalı- bu da çoğunlukla
Matematiksel-Mantıksal ve Dilsel-Sözel- bir eğitimin çok faydalı
olmayacağı unutulmamalıdır. Öğrenciler için farklı bir öğrenme ortamı
olarak kabul edilen yabancı dil derslerinin de farklı zeka türlerini
içeren teknik ve yöntemlerle hazırlanmasının önemi, ilköğretimdeki
öğrencilerin yaş ve ilgileri düşünüldüğünde ortaya çıkacaktır. Yabancı
dil derslerinde öğretmenlerin ders planı hazırlarken ve dersi sunarken
dikkate almalarında yarar görülen konuları şöyle sıralayabiliriz:
Yabancı dil öğretmenin
anadil öğretiminden farklı olduğu ve bunun da ilköğretim öğrencilerine
uygulandığı düşünüldüğünde ilgili ders öğretmeninin her şeyden önce
öğrencilerin sahip olduğu zeka türlerini belirlemesi gerekmektedir.
Öğrencilerin ne tür alanlara ilgi duydukları, yaş grupları, öğrenme
türleri ve bu verilerden yola çıkarak hazırlanacak olan ders
etkinlikleri zeka türlerinin belirlenmesine yardımcı olmakla kalmayıp
öğrenme ve öğretme sürecinin gelişmesine de katkı sağlayacaktır. Sınıf
düzeninin ikili veya grup çalışmasına olanak sağlayacak şekilde
yapılması öğrencilerin iletişim kurmada içsel ve sosyal zekalarının
gelişmesine yardım eder. Görsel zekalarını kuvvetlendirmek için
duvarlarda dersle ilgili resimlerin, tabloların, şemaların asılı
olması, ders sunumunda görsel ve işitsel araç ve gereçlerden
yararlanılması gerekmektedir. Diğer önemli bir nokta ise bu yaş
grubundaki öğrencilerin oynayarak öğrenmekten zevk almalarıdır.
Öğretici ve pekiştirici oyunlar öğrencilere farkında olmadan öğrenme
fırsatı verir. Aslında bilinçli olarak uygulanan her etkinlik ve
yararlanılan her ders araç ve gereci her öğrencinin belli bir zeka
türüne hitap edebilir. Yeter ki uygulama aşamasında ilgili öğretmen ne
yaptığını ve niye yaptığını bilsin. Şurası bir gerçektir ki amaçsızca
uygulanan hiçbir etkinlik boşuna yapılmış olan bir etkinliktir. Bütün
bunların sınıf ortamında uygulanması öğretmen için zor olmasa gerek.
Emek ve zaman isteyen bir çalışma gerektirdiği için ne yazık ki çoğu
öğretmen bu tür etkinliklerden uzak durmakta ve anlatma yöntemini
tercih etmektedir. Yabancı dil öğretiminde de daha çok Dilbilgisi
Çeviri Yöntemi’nin (Grammar Translation Method) tercih edilmesinin
nedeni de fazla araştırma ve emek gerektirmeyen bir yöntem
olmasındandır. Öte yandan bu ve bunun gibi öğretim yöntemleri, beyin
fırtınası (brain storming), gösteri (demonstration), rol yapma (role-play),
ikili çalışma (pair-work), benzetim (simulation) vb. gibi grup
çalışmasını ve bireyin İçsel, Sosyal, Matematiksel ve Görsel
zekalarını geliştirici teknikleri kapsamamaktadır. Her aktivite yeni
bir hazırlık, farklı yöntem ve tekniklerin uygulanması demektir. Başka
bir deyişle, yabancı dil öğretmek, emek, zaman, araştırma, yeni
yöntemleri öğrenip uygulama gibi öğretmen ve öğrenciyi sürecin içine
sokacak çabalar gerektirmektedir.
Çoklu Zeka Kuramı’nın
ilköğretimde tam anlamıyla kullanılması öğrencilerin kendine
güvenlerini kazanmaları; derslerin monoton olmaktan çıkıp daha zevkli
hale gelmesi; her öğrencide varolan ama bastırılmış olan bir veya
birkaç zeka türünün ortaya çıkarılıp sınıf içersinde kullanılması
açısından önemlidir. Bir diğer açıdan bakıldığında aslında bu kuramın
tek bir derse indirgenmeyip diğer dersleri de kapsayacak şekilde
uygulandığında ve hatta tüm okulu ve aileleri de içine çektiği zaman
çok daha yararlı olacağı görülecektir.
Kaynaklar
ÇAKIR, İsmail. Designing
Supplemantary Activities for the Sixth Grade Learners through Multiple
Intelligences Theory,
Doktora Tezi, Ankara.2003.
DEMİREL, Özcan.
Genel Öğretim Yöntemleri,
Usem Yayınları, Ankara, 1993.
—
İlköğretim Okullarında Yabancı Dil
Öğretimi, Ankara,
Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1999.
GARDNER, Howard.
Multiple
Intelligences: The Theory in Practice,
Basic Books, 1993.
PHILLIPS, Sarah.
Young Learners, Oxford University
Press. Oxford, 2001
RIEF, Sandra. How to
Reach and Teach ADD/ADHD Children: Practical Techniques, Strategies,
and Interventions for Helping Children with Attention Problems and
Hyperactivity. The Center For Applied Research in Education,
1993, p. 53.
YAVUZ, K. E.
Eğitim-Öğretimde Çoklu Zeka
Teorisi ve Uygulamaları,
Özel Ceceli Okulları Eğitim Dizisi-1 Ankara, 2001
* Dr. İsmail Çakır,
Kırıkkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi |