I-DUYUSAL KAYIT
Çevreden gelen uyarıcılar öğrencinin duyu
organlarını etkiler. Örneğin, sınıftaki öğretmenin sesi kitaptaki sözcükler,
tepegöz ya da slayt projektörle yapılan gösteri,bilgisayardan alınan mesajlar,
yazı tahtasındaki şemalar diğer öğrencilerin konuşmaları vb. birer
uyarıcıdır.İşte, öğrenme ,çevreden gelen bu uyarıcıların alınmasıyla başlar.
Uyarıcılar duyu organlarını etkiler ve duyusal kayıt yoluyla sinir sistemine
girer.
Bilginin duyusal kayıtta kalış
süresi çok kısadır. Ancak duyusal kayıtın alan olarak kapasitesi sınırsızdır.
Duyusal kayıt kendisinden sonraki
öğrenme süreçleri için kritik bir öneme sahiptir. Duyusal kayıta gelen bilgi
anında işlenmezse çok hızlı bir şekilde kaybolur. Duyusal kayıta gelen sınırsız
uyarıcıdan sadece dikkat edilen ,öğrencinin
beklentilerine ,amaçlarına uygun olan az sayıdaki uyarıcı seçilerek kısa süreli
belleğe gönderilir.Diğerleri duyusal kayıttan kaybolur.
Örneğin , çocuklar tahtadaki şemayı
defterine çizerken öğretmen bir taraftan şemayı açıklıyorsa ,çocukların dikkati
şema çizmeye verilmiş olacağından, öğretmenin açıklamaları duyusal kayıttan
geçip kısa süreli belleğe aktarılamaz. Çünkü öğrenciler aynı anda sadece bir tür
uyarıcı grubuna dikkat edip alabilmektedirler.
II – KISA SÜRELİ BELLEK (İŞLEYEN BELLEK )
Dikkat
edilen ve algılanan bilgi duyusal kayıttan kısa süreli belleğe geçer.
Kısa süreli belleğin birinci işlevi
sınırlı bilgiyi kısa süreli de olsa depolamaktır. İkinci önemli işlevi ise,
bilginin uzun süreli bellekte depolanmasını sağlamak ve bilgiyi uzun süreli
bellekten geriye getirerek hatırlamak için zihinsel işlevleri yapmaktır.
Kısa süreli belleğin alan bakımından
kapasitesi çok sınırlıdır. Üç yaşındaki bir çocuğun kısa süreli belleği sadece
üç birimlik bilgiyi depolayabilmektedir.yedi yaşına kadar , kısa süreli belleğin
kapasitesi beş birime yükselmekte; on yaşından sonra da yetişkinlerde olduğu
gibi beş birimle dokuz birim arasında değişmektedir. Kısa süreli belleğin bir
başka sınırlılığı da bilgi tekrar edilmediği ya da kotlanarak uzun süreli
belleğe gönderilmediği takdirde en fazla 20 saniye kadar saklanabilmekte daha
sonra yok olmaktadır.
Bir birimlik bilginin kısa süreli
bellekten uzun süreli belleğe aktarılması 10 saniye almaktadır. Normal konuşma
hızıyla anlatımda ise bir dakikada 150 sözcük söylenmektedir. Yani her beş
sözcükte bir fikir üretilmekte ve öğrenci, dakikada otuz fikri yani anlamı
almakla yükümlü tutulmaktadır. Öğrenci bu fikir bombardımanı karşısında diyelim
ki çok önemli olan 15’i ile yüz yüze gelse bile, dakikada ancak bunların
altısını işleyerek uzun süreli belleğe gönderecek kapasiteye sahiptir. Durum
böyle olunca da öğrenci geri kalan dokuz önemli fikri alamayacak , kaçıracaktır.
Yukarıdaki nedenle öğretmenler ,
açıklamalarını sürekli ve hızla yapmak yerine ,öğrencilerin kısa süreli
belleklerinde işlem yapmalarına olanak verecek biçimde yavaş,daha çok ana
tekrarlara ve özetlemelere yer vererek yapmalıdırlar.Sunular çok kısa
,öğretmen-öğrenci ,Öğrenci –öğrenci etkileşimi daha çok olmalarıdır.
Öğretmen ,derste çok şey anlatıp
öğrencinin çok az öğrenmesine neden olmak yerine,çok önemli şeyleri seçip
öğrencilerin tam olarak öğrenmelerini sağlamalıdır.
Kısa süreli belleğin gereğinden
fazla yüklenmesini önlemek için öğrenciye otomatiklik kazan dırılmalıdır.
Otomatiklik bilgi ya da işlemlerin çok fazla tekrar edilerek yetkin bir şekilde
öğrenilmesi sonucu oluşur.
III- UZUN SÜRELİ
BELLEK
Kısa süreli bellekte tekrar edilerek ya da
anlamlandırılarak (kotlanarak) gönderilen bilgiyi sürekli olarak sakladığımız
depo, uzun süreli bellektir.
Uzun süreli
bellek gerektiğinde kullanılmaya hazır olarak saklanan düzenlenmiş, organize
edilmiş bilgilerin depolandığı bir kütüphaneye benzetilmektedir. Bu kütüphanenin
bilgiye ulaşması yani hatırlanmayı sağlayacak milyonlarca girişe ve bölmeler
arasında da geçişleri sağlayacak bir ağa sahip olduğu düşünülmek tedir. Bilginin
hatırlanmasının büyük ölçüde, metaryalin katlanarak uygun yere yerleştirilmesine
bağlı olduğu sanılmaktadır. Tıpkı kütüphanedeki düzenlemede olduğu gibi uygun
kotlu bölmelere yerleştirilmiş kitapları aradığımızda bulmak nasıl kolaysa
,doğru bir biçimde kotlanmış ve organize edilmiş bilgiyi de uzun süreli,
bellekten geriye getirip kullanmak çok kolaydır.
ŞEMA
Uzun süreli
bellekte bilgi, şema adı verilen yapılar içinde depolanmaktadır.Şemalar ,
birbirine bağlı olan fikirler, işlemler ve ilişkiler setidir. Uygun şemayı
bulmaksızın herhangi bir şeyi anlamaya çalışmak, tıpkı yeni gittiğimiz bir
şehirde haritasız yol bulmaya benzer. Bu çok zor ve yavaş işleyen bir süreçtir.
Öğrencinin
sahip olduğu şemalar, önceki bilgileriyle yeni gelen bilgilerin
ilişkilendirilmesini sağlayarak anlamlı öğrenilmesine
yardım eder. Bu durumda bireyin önce kazandığı şemaların yapısı ve örgütlenmesi
sonraki öğrenmelerini büyük ölçüde etkilemektedir.Önce kazanılan şemalar ne
kadar doğru olarak yapılanır ve örgütlenirse, sonra kazanılan bilgi de o kadar
kolay öğrenilmektedir.Örneğin ;’’Memeli Hayvanlar’’konusu işlenirken başlangıçta
‘’dört ayaklı karada yaşayan hayvanlar’’ olarak tanımlanırsa , memelilere
ilişkin kazanılan bu yanlış şemanın içine çocuğun daha sonra suda yaşayan
‘’balinayı’’ havada uçan ‘’Yarasayı’’yerleştirmesi güç olur.
Yeni şemaların doğru oluşturulması için
öğretmenlerin şunlara dikkat etmesi gerekir:
Özellikle küçük yaşlardaki çocukların
öğretiminde ve öğrenci hangi yaşta olursa olsun tamamen yeni oluşacak
öğrenmelere somut görsel uyarıcılar kullanılarak öğrencilerin yanlış anlamaları
ve yanlış şema oluşturmaları engellenmelidir. Örneğin; ‘’DENİZ ‘’ i hiç
görmemiş bir çocuğun ‘’deniz’’i öğrenmesi , denize ilişkin doğru şema
geliştirmesi için film, video, slayt,poster v.b.göstermek ,sözel açıklama
yapmaktan daha etkili bir öğretme – öğrenme etkinliği olacaktır.
Sık sık öğrencilerin öğrenme eksik ve
yanlışları belirlenerek ,zaman geçirilmeden düzeltilmelidir.
Bu nedenle
ünite sonlarında değerlendirme yapılması ,öğrencilerin doğru şemalar oluşturarak
,sonra ki öğrenmelerini bunların üzerine kurması açısından önemlidir.
Öğrenmenin oluşum sürecine göre ,öğrencinin
ön öğrenmeleri, yeni öğrenmelerini hazırlayıcı ya da mümkün kılıcıdır. Bu
nedenle öğretmen,öğrencinin yeni bilgiyi kazanmasını sağlarken ,yeni bilgiyi
içine yerleştireceği ,ilişkilendireceği önceki bilgisiyle ilgili şemalarını
harekete geçirmesi gerekir.
Dikkat
Öğrenme dikkat
süreciyle başlar.Öğrenmede ilk adım dikkat etmedir. Günlük yaşamımızda her an
duyu organ larımız çeşitli görüntü ,ses, hareket, koku, ısı v.b. uyarıcı
bombardımanına tutulmaktadır. Eğer bu uyarıcıların tümünü algılamış olsaydık,
yaşamak mümkün olmazdı. Bu nedenle bizim için önemli olan belli uyarıcılara
dikkat edip diğerlerini gözardı ederek eleriz. Sadece dikkat edilen uyarıcıları
işlemeye başlar ,öğrenmeyi gerçekleştiririz.
Dikkat, gerek
bireylerin bilinçli içsel süreçleri gerekse çevresel uyarıcılar tarafından
kontrol edilebilir.
Öğrencilerin
dersi,konuyu başarabileceğine ilişkin inancı (Akademik özgüvene) dikkatini büyük
ölçüde etkile mektedir. Öğrenci başarabildiği derse, konuya karşı daha çok ilgi
duyup dikkatini verir.Bu durumdan ,öğrenciye kendi gücü ölçüsünde sorumluluklar
vererek başardığını göstermek, derse dikkatini çekmede önemli rol oynar.
Öğrencinin Dikkatini
Çekmede Kullanılabilecek Çevresel Uyarıcılar
a)
Fiziksel Uyarılar
Slaytlar , teyp kasetleri ,yazı tahtasında
farklı biçim ve renklerle yazılmış yazılar ,öğrenmenin jestleri , mi mikleri ,
ses tonundaki alçalma – yükselme , vurgulamalar, şemalar , haritalar, öykü,
fıkra, dramatizasyon, oturuş biçimini değiştirme v.b. dikkati yönlendirici birer
fiziksel uyarıcıdır.Sürekli olarak aynı uyarıcıların aynı biçimlerde
kullanılması da dikkat çekme özelliğinin kaybolmasına neden olur.
b)
Aykırı uyarıcılar
Özellikle zıt etki yaratan , aykırı
gelen uyarıcılar öğrencinin dikkatini harekete geçirir.
Hatalı çizilen bir grafik , içi boş
olarak yansıtılan bir harita , hatalı yapılan bir işlem , kutuplarda plaj, ekva
torda kar fırtınası v.b. aykırı uyarıcılar öğrencilerin dikkatini çekme ve
yönlendirmede kullanılabilir.Özellikle belirsizlik yaratarak merak uyandırmak
dikkat çekici önemli yollardan biridir.
c)
Duygusal Uyarıcılar
Bazı uyarıcılar duygusal tepkiler
uyarırlar ve etkinlik düzeyini artırırlar. Örneğin; Öğrenciye adıyla hitap
etmek, onun hemen dikkatinin çekilmesini sağlar.Ayrıca sevgi , mutluluk, ölüm ,
nefret gibi duygu yüklü sözcüklerin bulunduğu öğrenme materyali, nötr
sözcüklerin bulunduğu materyalden daha dikkat çekicidir.
d)
Emir verici uyarılar
Bazı durumlarda öğretmenler
özellikle öğrencilerin başlangıç öğrenmelerinde neye dikkat edeceklerini
vurgulamalı önemli bilgiyi önemsizden ayırt etmeyi öğrenmesini sağlamalıdır.
Örneğin;
‘’Şimdi buraya dikkat edin ! ‘’,
‘’Şimdi herkes resmin sağ
tarafına dikkat etsin !’’
‘’Şimdi söyleyeceğim nokta çok önemli !’’ gibi yönlendirici ifadelerle
öğretmenin, öğrencinin
dikkatini belli noktalara toplaması gerekir.
Öğrenciler önemli
bilgiyi önemsizden ayırt etmeyi öğrendikten sonra , dikkatlerini kendileri
yönlendirebilir, kendi dikkatlerini kontrol edebilirler.
ALGI
Algılama , büyük ölçüde
bireyin ön öğrenmelerinden , beklentilerinden , güdülenmişlik düzeyinden
etkilenir.
Eğer öğrenci bir konuyu, bir dersi öğrenmeye ihtiyaç duyuyorsa, onunla ilgili
bir beklentisi varsa, amaçlarına uygunsa, öğrenmek için harekete geçer ve
uyarıları algılamak için çaba harcar. Örneğin, balık tutmaktan hoşlanan bir
öğrenci balıkların yaşamını öğrenmek için harekete geçebilir.
Ayrıca, öğrencinin algılamaları daha önce kazanmış olduğu ön öğrenmelere
dayalıdır ve onlardan etkilenir. Örneğin; dil bilgisinde öğrencinin sıfatları
öğrenebilmesi için öncelikle isimleri öğrenmesi gerekir. Bu nedenle öğretmenler,
öğrencilerinin dersle ilgili ön öğrenmelerini kontrol edip eksik ve yanlışları
varsa önce onları tamamlamalarını sağlamalıdırlar. Aksi takdirde yeni
öğreneceklerini anlamlı ve doğru bir biçimde öğrenmeleri mümkün olmaz.
BİLGİNİN KISA
SÜRELİ BELLEKTEN
UZUN SÜRELİ
BELLEĞE GÖNDERİLMESİNDE KULLANILAN SÜREÇLER
1.
ÖRTÜK VE AÇIK
TEKRAR
Bilginin zihinsel yada sesli bir
biçimde açık olarak tekrar edilmesidir. Örneğin; bir şiiri ezber leyinceye kadar
tekrar etme; İngilizce bir sözlüğü doğru telaffuz edinceye kadar tekrar etme.
Basketbol oyununu doğru ve mükemmel oynayıncaya kadar tekrar etme v.b
Ancak tekrar etmede
zamanlamanın çok önemli bir yeri vardır. Öğrenme ve hatırlama açısından aralıklı
olarak yapılan tekrarlar bir defada yoğun olarak yapılan tekrarlardan daha
etkilidir. Örneğin; bir şiiri bir defada oturup bütününü ezberlemek yerine, her
gün birkaç dakika çalışarak ezberlemek daha kalıcıdır.
2.
KOTLAMA/
ANLAMLANDIRMA
Kotlama ya da anlamlandırma kısa
süreli bellekteki bilginin , uzun süreli bellekte hali hazırda var olan
bilgilerle ilişkilendirilerek uzun süreli belleğe transfer edilme sürecidir.
O halde, öğrencilerin bilgiyi
anlamlı bir biçimde öğrenebilmeleri için, öğretmenlerin aşağıdaki
öğretme-öğrenme etkinliklerini düzenlemelerinde yarar görülmektedir.
a)
Öğretmenler, öğrencilerin yeni bilgi ile ilgili
önceki bilgilerini hatırlamalarını sağlayarak ilişki kurmalarına, yeni bilgiyi
eski bilgiyi eklemelerine yardımcı olmalıdırlar.
b)
Öğretmenler, öğrencilerin yeni bilgiyi daha önce
kazanmış oldukları eski bilgilerle yapay benzerlikler kurarak
anlamlandırmalarını sağlayabilirler.
c) Öğretmenler,
öğrencilerin eski öğrendikleri bilgi ile yeni öğrendikleri bilgileri sağlayacak
ödevler, alıştırmalar verebilirler.
d)
Öğretmenler, konunun ana hatlarını öğrencilere
vererek öğrencinin konuyu örgütlenmesine ve konunun ayrıntısını içine
yerleştireceği bir şema geliştirmesine rehberlik etmelidir.
BEYNİN İKİ YARI
KÜRESİNİ ETKİLİ OLARAK NASIL KULLANALIM?
Beynin sol yarı küresi sözel,
matematiksel, mantıksal bilgiyi işlemek için; sağ yarı küresi de algısal, dikkat
çekici, uzaysal, bütüncü, artistik bilgiyi işlemek için daha uygundur. Ancak
beynin iki yarı küresi sinirsel bir bağ aracılığı ile iletişim kurmakta herhangi
bir öğrenmeye iki yarı küre de katkıda bulunmaktadır. Hiçbir yarı küre bir
diğerinden üstün değildir. Her iki yarı küre birlikte kullanıldığında daha
kalıcı bir öğrenme oluşmaktadır.
Öğrenci her hangi bir derste
öğretmenin konuşmasını dinlemede beynin sol yarı küresini kullanır ken, aynı
zamanda da yüz ifadeleri, vücut hareketleri, ses tonundaki vurgulamaları sağ
yarı küre ile anlamlandırmaktadır.
Öğretmenler, eğitim durumunda
öğrencinin beynin her iki yarı kümesini de kullanmasını sağlayacak biçimde
öğretme-öğrenme etkinliği düzenlenmelidir.
YAZI TAHTASINI DAHA
ETKİLİ NASIL KULLANALIM?
1.
Yazacağınız şeyi tahtaya yazmadan önce söyleyiniz.
Söyleme yazmadan hızlıdır. Böylece öğrenci beynin sol yarı kümesini kullanarak
bilgiyi işlemeye başlar. Yazının başı görülerek yanlış tahmin önlenir. Mesajın
tahtaya yazılması süresindeki sessizlik, bilginin kısa süreli bellekte
saklanması için zihinsel tekrar yapma fırsatı verir.
2.
Anahtar sözcükler kullanarak basit şekil ve şemalar
çiziniz. Öğrencinin anahtar sözcükler ve temel fikirler üstünde odaklaşması
için, temel kavramlar ve fikirler arasındaki ilişkiyi çok basit bir biçimde
tahtada sesli düşünerek şematize ediniz. Böylece öğrenci söylenenleri beynin sol
yarı kümesi ile işlerken, sağ yarı küresi ile de tahtada gördüklerini
işleyecektir.
3.
Kavramlar ve fikirler arasındaki ilişkileri
gösterecek şekilde yazınız. Örneğin; bir konunun ama hatlarının tahtaya
yazılması, kavram ve fikirler arasındaki ilişkilerin beynin sağ yarı küresi
tarafından da anlaşılmasına yardım eder. Böylece ayrıntılı bilginin içine
yerleştireceği temel çerçeve oluşturulmuş olur.
4.
Yeni bir şey yazmadan önce, eski ilişkisiz
bilgileri tamamen siliniz. Açık bir zihin, nasıl temiz bir düşünmeyi sağlıyorsa
temiz bir tahtada etkili öğrenmeyi sağlar. Eğer önce yazılan şeyler, sonraki
öğrenmeler için gerekli değilse tahtanın tamamı silinmeli ve yazı temiz tahtaya
yazılmalıdır. Sadece yazacak yer kadar silmek diğer tarafları silmeden bırakmak
tahtadaki fikirlerin, kavramların karışmasına neden olur. Bu durum ise dikkati
dağıtacağı için, sağ yarı kürenin bilgiyi düzgün bir şekilde işlemesine engel
olur.
KAYNAK:
* Öğrenmenin Oluşumu –
Modül-1